GÜÇ DENGESİNİN TARİHSEL KARAKTERİ VE 1853-56 KIRIM SAVAŞI’NA UYARLANMASI

Adil CALAP

ÖZET

Bu yazının amacı güç dengesiyle ilgili birbirinden farklı yorumları tartışmak değildir; amaç, güç denge sisteminin jeopolitik, sosyolojik ve tarihsel sınırlarını açık şekilde ortaya koymaya çalışmaktır. Uluslararası bir sistem olarak güç dengesi, yüzyıllar boyunca devletler arasında geçerli düşünceler üzerinde hakimiyet sağlamıştı. XVII. yüzyıldan beri güç dengesi üzerine yapılan tartışmalarda, devletlerin karşılıklı iş birliği içinde oldukları ya da birbirleriyle savaştıkları düzene odaklanmak merkezi bir rol oynamıştı. Güç dengesi kavramıyla ona özgü faaliyetler arasındaki ilişkiler, düşünceyle pratik arasında sürüp giden bir tartışmadan ziyade, tarihsel eylemlerin zamansal farklılıklarına bağlıydı. Her ne kadar XVII. yüzyıl önemli bulunsa da, bu makalede XVIII. ve XIX. yüzyıl boyunca faaliyet halindeki güç dengesi geleneğinde ihtiyaç duyulan ilkelerin gelişmesi ve uygulanması ele alınmıştır. Tartışmanın özneleri Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Avusturya, Prusya ve Rusya’dır. XVII. yüzyıla kadar süren uluslararası geleneklerde büyük güçlerin tek başına rakiplerini yutarak tek bir evrensel güç haline gelme mücadelesi vardı; fakat 1713 Utrecht Sözleşmesi’yle birlikte birden fazla devletin uluslararası sisteme hakimiyet sağlama stratejisi kabul edilmiş ve küçük devletlerin yaşama güvenceleri güç denge sistemi üzerinden sağlanmaya başlanmıştı. Büyük bir gücün tek başına uluslararası sisteme tek başına engel olma eğilimlerini dizginleyecek yeni bir devletler sistemi ortaya çıkmıştı. XVII. yüzyıl başında büyük güçlerin güç dengesinden yararlanma davranışları çoğunlukla mekanik bir hesaplamaya dayandığı için, yanlış siyasi sonuçlara ve eylemlere ulaşılabiliyordu. Sorunun çok daha karmaşık olduğu anlaşılmıştı. Güç dengesinde taktiksel ve ahlaksal boyutların ne kadar önemli olduğu keşfediliyordu. Sadece askeri hesaplamalar üzerinden yürütülen stratejilerin büyük güçler arasındaki ilişkileri kısa sürede yıprattığı ve fakirleştirdiği görülmüştü. Bunun üzerine devletlerin kendi özel menfaatlerine öncelik vermeleri ve bu menfaatler üzerinden diğer güçlerle ilişkilerini yeniden düzenleyebilecek kuralların oluşma dönemine girilmişti. XVII. Yüzyılın ortalarından itibaren gelişen bu süreç büyük güçlere daha çok pasif bir rol biçiyordu; genel menfaatler sahasında yeterince gelişmiş bir iş birliği sahası oluşturulamıyordu. Bu dönem büyük güçlerin sömürgelerindeki faaliyetlerine odaklandığı, uluslararası bir sorumluluk almaya yanaşmadıkları bir yüzyıldı. Fakat Fransa’nın XIX yüzyıl başında uluslararası sisteme tek başına hâkim olma faaliyetleri büyük bir yenilgiyle sonuçlanınca, rekabetçi büyük güçlerin uluslararası sistemle ilgili sorumluluklarını almaya başlamışlardı. Bu durumun ürünü olarak, 1815 Viyana Kongresi’yle birlikte devletlerin bağımsızlıkların korunacağı ve büyük güçler arasında güç dengesinden ziyade, ulaşılmış denge halinin geçerli olacağı ilan edilmişti. Fakat güç denge sistemine kısa sürede tekrar geri dönülmüştü; bu durumun ortaya çıkmasında en önemli nedenlerden biri Osmanlı’nın güç denge sistemine eşit bir devlet olarak kabul edilmemesi ve büyük güçler arasında yaşanabilecek buhranların Osmanlı üzerinden çözüme kavuşturulmasının kararlaştırılmasıydı. Osmanlı’ya karşı daha stratejik bir saldırının yoğunlaşacağı bu yüz yılda güç dengesini istikrarsızlaştıran özel ve genel menfaat sahalarının yeniden üretilmesi ve tanımlanması söz konusuydu. Jeopolitik bir hareketlenmenin ve çatışmaların şiddetlenmesine bağlı olarak güç dengesinde pozitif hukuk sistemi ve sosyolojik farklılaşmalarla ilgili öngörüler kurumsallaşıyordu. Çözülmeye başlayan Viyana Sistemi’nin yerine 1830’lu yıllarda daha aktif bir güç denge sistemi ortaya çıkmıştı. Büyük güçlerin birbirlerini zor durumda bırakabilecek, ya da yayılma alanlarını sınırlayacak şekilde güç dengesinin karakterini etkileyen farklı rejimler de pozitif hukuk ve sosyolojik farklılaşmayla birlikte değer görmeye başlamıştı. Güç ilişkilerinde askeri kapasite kadar, pozitif hukuk, sosyolojik farklılıkların tanınması ve coğrafya da önemliydi. Bütün bunların ekseninde 1853-56 Kırım Savaşı’na nasıl gidildiği gösterilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca güç dengesinde kamuoyunun ve çıkar çevrelerinin nasıl etkili olabildikleri ve Kırım Savaşı’nın sona ermeye başladığı şartlarda Rusya’nın güç dengesinde büyük bir güç olma ayrıcalığından nasıl faydalandığı da sergilenmiştir. Bütün bu tarihsel olayların güç dengesi açısından neyi ifade edebildiği değerlendirildi.

Anahtar Kelimeler: Güç Dengesi, 1713 Utrech, Osmanlı Devleti, Büyük Güçler, Kırım Savaşı